Bu ülkelerin ortak noktası nedir? Eritre, İran, Irak, Libya, Yemen, Sudan ve Türkiye.




Endüstri devrimi öncesine göre sıcaklık artışının içinde bulunduğumuz yüzyıl içerisinde 2 C'nin (Paris anlaşmasında 1.5 C) altında tutulamaması durumunda dünyanın yaşanılabilir bir yer olmaktan çıkacağı bilimsel bir gerçek. Ülkeler bu hedefi tutturabilmek için ulusal katkı beyanlarını (NDCs) Paris anlaşması gereği Birleşmiş Milletlere sunuyor ve emisyon azaltıcı politikalarını bir bir hayata geçiriyorlar. Örneğin Çin 2060 yılında Avrupa Birliği 2050 yılında Karbon nötr olacaklarını taahhüt ediyorlar.

Paris anlaşmasını henüz onaylamamış birkaç ülke var. Bunlar: Eritre, Irak, İran Libya, Yemen, Güney Sudan ve maalesef Türkiye [4]. Türkiye uyguladığı politikalarla iklim değişikliği gerçeğini pek ciddiye almayan bir görünüm içerisinde. Şöyle ki dünya üzerindeki her ülke eğer Türkiye gibi hareket etseydi, küresel ısınma 4 C’nin üzerinde olurdu[5]. Bu araştırmayı yapan ve bütün ülkelerin emisyon azaltım taahhütlerini ve politikalarını inceleyen climateactiontracker.org Türkiye’yi yine sayılı birkaç ülke ile birlikte “Kritik derecede yetersiz” kategorisinde değerlendiriyor.

Türkiye iklim değişikliği karnesinin “çok zayıf” olmasının nedenleri aslında belli. Türkiye özellikle 2010 yılı sonrasında ithal doğal gaza olan bağımlılığını ithal kömürle ikame etmeye başladı. Kömürlü termik santrallere sabit yüksek bedelle alım garantileri veriliyor, çevre izni teşviki ve kapasite mekanizması gibi çeşitli yollarda kamusal desteğinin azami sağlandığını görüyoruz. Sonuç ortada; son 10 yılda faaliyete girenler haricinde, 30’dan fazla kömür santrali ( toplamda 32 GW) ya planlama ya da inşaat aşamasında. Bu noktada Çin’den sonra en çok kömür santrali açmayı planlayan ikinci ülke konumundayız. Benzer şekilde bir diğer önemli emisyon kaynağı olan ulaşım sektörü için elektrikli araçlar teşvik edilmesi gerekirken cezalandırılıyor. Elektrikli araçlara uygulanan ÖTV geçtiğimiz günlerde 3-4 kat arttırıldı.

Türkiye karbon emisyonunu azaltmak yerine arttırıcı bu politikalardan bir an önce uzaklaşmalı, aksi taktirde bu politikalarından hem fiziksel (kuraklık vs) hem de ekonomik ciddi zarar görecek. Henüz uygulanmaya başlamadı ancak en büyük ihracat bölgemiz AB, yeşil mutabakat ile sınırlarında karbon vergisi uygulamaya başlamak üzere. Bir başka deyişle AB’ye ihraç edilen üretim AB sınırları içinde yapılsaydı katlanılacak karbon maliyetinin AB sınırında vergilendirilmesi gündeme gelecek. Örneğin ürünlerini imal ederken kullandığı enerjinin önemli bir kısmı AB’nin tersine kömürden ve fosil yakıtlardan üretildiği için Türk ihraç ürünlerine ciddi vergiler gündeme gelebilecek. Geçtiğimiz yıl Tusiad tarafından hazırlatılan “Ekonomik göstergeler merceğinden yeni iklim rejimi[6]” raporunda da belirtilen tehlikeleri gözden kaçırmamak gerekiyor.


[1] https://treaties.un.org/Pages/ViewDetails.aspx?src=TREATY&mtdsg_no=XXVII-7-d&chapter=27&clang=_en [2] https://climateactiontracker.org/countries/turkey/ [3] https://tusiad.org/tr/yayinlar/raporlar/item/10633-ekonomik-gostergeler-merceginden-yeni-i-klim-rejimi-raporu [4] https://treaties.un.org/Pages/ViewDetails.aspx?src=TREATY&mtdsg_no=XXVII-7-d&chapter=27&clang=_en [5] https://climateactiontracker.org/countries/turkey/ [6] https://tusiad.org/tr/yayinlar/raporlar/item/10633-ekonomik-gostergeler-merceginden-yeni-i-klim-rejimi-raporu

2.744 görüntüleme0 yorum